Hayatın size hangi an ders vereceği hiç belli olmuyor. Ben önemli bir dersi yeğenimle “Angry Birds” oynarken aldım.

Bartu’nun birlikte oynamamız teklifini keyifle kabul ettim. Teyze ve yeğen arasındaki en önemli anlardır o anlar ve eşsizdir.

Keyifle oynamaya başladık ama öyle hamleler yapıyordu ki kısa sürede oyun bozuluyordu. Tabi hemen araya girdim ve bilgili bir yetişkin olarak, “Bartu’cum, daha dikkatli olmazsan zor durumda kalacaksın.” dedim. Bana döndü ve hayatında bu cümleyi ilk defa duyuyormuş gibi anlamsız bakışlarla:

“Rahat ol teyze, çok kolay, eğleniyoruz işte.”

dedi. Gerçekten o öyle eğleniyordu ki, endişe duyan bendim. Üstelik farkettim ki o kadar hesapsız oynuyordu ki, en yüksek puanları da topluyordu.

Peki neden? Oyunu bırakıp onu izlemeye başladım. Ben 38 yaşındayım, o ise 5,5. Ben çok biliyorum, o ise bişey bilmiyor (!), daha doğrusu ben öyle zannediyorum. Benim korkularım var, o ise korkmayı bile bilmiyor. Benim yaşanmışlıklarım var, ailemden, toplumdan, çevremden yıllarca öğrendiklerim var. O ise benim tüm zihinsel kirlenmişliğimle karşılaştırıldığında tertemiz, zihni bombos. Sonuç, o eğleniyor ve skor umurunda bile değil. Ben ise puan toplamaya, iyi olmaya, yenmeye odaklanmis zihnimle mücadele ediyorum, endişeleniyorum. Sonuçta ben çok, o az bilen mi; ben çok unutmuş, o hala içindeki saflığı hatırlayan mı karar veremeden öylece durdum.

O esnada bir aşamayı geçemeyip bana verdi. İçimdeki çok bilenle havalı teyze olarak oynamaya ve puanları toplamaya başladım. Tüm puanları hızla topladım, topladım ve en yüksek puanı alarak o aşamayı bitirdim. Yeğenime gösterimi tamamlamıştım ve kazanan teyze gururuyla I-pad’i ona geri verirken:

“Bütün kuşları öldürdüm, aşamayı geçtik.”

dedim. Bartu gözlerime anlamsız bakınca, anladım ki baltayı yine taşa vurmuştum. Elimden I-pad’i alırken tuhaf bir gülümsemeyle gözlerimin içine bakıp, hiç duraksamadan ve düşünmeden:

“Teyze kuşları öldürmüyoruz ki, biz onları serbest bırakıyoruz, uçup gidiyorlar.”

dedi ve oynamaya devam etti. İki aşamalı bir Angry Birds dersimi oracıkta, toplam 10 dakika içinde 5,5 yasındaki yeğenimden almıştım.

Sonuç: Hayatta eğlenmek o kadar kolayki. Ah şu bildiklerimizi bir unutsak ve doğal, saf, öylesine olabilmeyi bir başarsak. Çocukluğumuzun masumluğuna dönebilsek herşey o kadar güzel ve keyifli olacak ki. Hesapsız, masumca, öylesine. Öylesine ve eğlenerek yaşamayı tekrar başarsak.

Doğduğumuz günden itibaren hayatı öğrenmeye ve deneyimlemeye başlıyoruz. Anladım ki aslında hepsi önce deneyimleyip öğrendiklerimizin bize ne kattığına bakarak başa dönmeye karar vermekten ibaret. Sanırım bir hayatın içinde başladığı masumluğa ve öylesineliğe geri dönebilene de “BİLGE” deniyor. Ve anladım ki her çocuk bilge. Bilge doğuyoruz, sonra bilgeliğimizi unutuyoruz, sonra da deneyimledikce unuttuklarımızı geri hatırlamaya çalışıyoruz.

Hani fiziksek olarak çocukluk, yetişkinlik ve yaşlılık karşılaştırılır ve yaşlılığa çocukluk denir ya, sadece fiziksel değil, içsel olarak da öyleymiş, anladım. Umarım bir an önce öğrendiklerimi unutur, asıl unuttuklarımı hatırlar ve bir çocuk gibi eğlenerek ve sadece içimi duyarak, hesapsız, az bilerek (!) hayatı basit yaşayabilirim.

16 Mart 2013