Başarı ve başarılı olmak hepimiz için doğduğumuz andan itibaren öğretilen temel duygulardan birisi. Önce yürümeyi başarırız ve alkışlanırız, konuşmayı başarırız ve herkes etrafımıza toplanır. Yaptığımız her ‘iyi’ davranış için başarı ödülü alırız. Ya takdir ediliriz, ya kucaklanırız ve daha çok sevildiğimizi düşünürüz. Çevremize ve sevdiklerimize çok daha fazla ait olduğumuzu hissederiz ve başarılı olursak ait olacağımızı, daha çok sevileceğimizi zannederek büyürüz. Okulda hem notlarımız hem de iyi davranışlarımız için örnek gösterilir ve alkışlanırız. İlk kurdelemiz ve aferinler ne kadar değerlidir.

Haliyle zamanla sevilmek, ait olmak, takdir edilmek için daha çok başarıllı olmaya programlanmış oluruz. Zamanla başarı ve tüm duygular birbirine karışır ve başarılı olmak için mi çalışırız, aslında temelde sevilmek ve ait olmak için mi daha çok çalışırız artık bilemez hale geliriz. Sonuç olarak başarı, başarmak ve başarılı olmak hayatımızn farkında olmadığımız temel güdülerinden birisi haline gelir ve başarı odaklılığı geliştiririz. Başarı odaklı insanlar okulda ve iş hayatında makbuldür ve el üstünde tutulur. Aslında artık herkes unutmuştur ki başarılı olma duygusunun en diplerinde sevilme, takdir edilme, ait olma gibi diğer pek çok duygu yatar.

Oysa bana göre başarı sevilmek, takdir edilmek ve ait olmak gibi en alttaki duygulardan arındırılırsa, özünde insanın kendi sevdiği ve zevk aldığı şeyleri yapabilmesi kadar basittir aslında. Sadece birşeyi kendim istediğim için ve sonucunu ‘iyi-kötü’ sınıflandırmadan, notlarla derecelendirmeden ve bonus ya da prime dayandırmadan yapabilmek kadar basittir. Sadece ben istediğim, keyif aldığım ve o an içimden geldiği için birşeyler yapabilme halidir bana göre başarı. Başarı sadece o an içimden geldiği için birşeyler yapabilmeyi başarmaktır bana göre.