Okul hayatı ve eğitim yaklaşık 7 yaşımdan beri devam ediyor. İlkokul, ortaokul, lise, üniversite, master ve yıllar sonra doktora. Hep okudum ve eğitime çok önem verdim. En iyi okullara girdim, en iyi notlarla mezun oldum. En iyi okullara girebilmek için uğraştım, çabaladım. Neden? Çünkü eğitim şart. İyi eğitim almayandan hiç birşey olmaz. Hem iyi yerlere gelemez ve ilerleyemez, hem de hayat görgüsü ve bilgisi gelişmez.

Bugün hala kariyerimde ve hayatta ilerlemek için eğitim almaya devam ediyorum. Bana göre eğitim sadece okul da degil. Bu işin bir de hayat kısmı var. Genel kültür önemli, oturup kalkmayı, adap ve edep kurallarını bilmek de önemli, dünyayı tanımak gerekli ki genişleyebilesin, herşeye daha büyük çerceveden bakabilesin, herşeyi geniş yaşayabilesin.

Peki ama eğitim ve kendini geliştirme gerçekten bu mu, sadece okula git, hayatı öğren, o kadar mı?

Aslında tüm bunlardan çok daha önemli birşey var. İyi eğitim ve kendini sürekli geliştirme bir hazırlıktır ama sizi sonuca götürmez aslında. Çünkü eğitim, ilerleme ve gelişme sadece okuduğumuz okulların ya da mevkimizin değil, içimizde kim olduğumuzun da yansımasıdır. Ben en iyi okulları bitirip kendimi en iyi şekilde geliştirirsem, en iyi iş ve hayat için artık hazırım demektir. Ama bir türlü olmaz. Hatta bana göre hedeflediğim yerlere hiç de haketmeyenler geliverir. Neden? Benim neyim eksik ki? En iyi okullarda okudum, kendimi en iyi şekilde geliştirdim.

Aradaki fark o kadar net ki aslında. Ben her ne kadar eğitimimle hazır olsam da, içimde en derinlerde bir yerlerde bir ses fısıltıyla çığlık atar aslında: “Eyvah ya başarısız olursam.”, “Büyük sorumluluk, ya hata yaparsam.”, “En tepedekiler yalnız olur, ben yalnız kalmak istemiyorum.”, “Az aşım, dertsiz başım.”. Haliyle içimdeki ben başarısızlık, suçlanma, yalnızlık gibi türlü korkular yaşar. Dışımdaki ben ise durmadan eğitim alır kendini geliştirir, öğrenir durur. Üstelik içerideki benin başarısızlık korkusu varsa, dışarıdaki ben bunu örtebilmek için daha hırslı olur ve daha çok başarı elde eder ki içerideki başarısızlık korkusu açığa çıkmasın, o korkuya teslim olmasın. Sonuçta korkuları olan içerideki ben ve en derinlerdeki korkularını örtmek isteyen dışarıdaki ben, sürekli ters yönlere gider. Peki kim göğüsler ipi? Dışarıdaki ben hep önde götürür yarışı, hep kazanmış gibi görünür ama ipi hep içerideki ben göğüsler. Çünkü içten içe başaramayacağına inanan bir kişi, dışında ne kadar istese de aslında kendisini başaramama ihtimali olan o yere götürmez.

Bu duyguyu çoğumuz yaşamışızdır. Biryerlere gelmeyi ya da birşeyler yapmayı çok isteriz. Her türlü donanımımız da vardır ama bir türlü olmaz. İşte o an en derinlerdeki kendinize bakın. Sizi oraya gitmeye alıkoyan içinizdeki kendinizi keşfedin. İşte bu keşif yolunuzu açar. Siz içinizdeki kendinizi keşfetmezseniz bir de bakarsınız ki sizin yarı donanımınızda olmayan başka birisi gelivermiştir oraya. Neden? Çünkü onun içindeki kendisi oraya hazırdır. Sizin dıştan hazır olmanız sizi oraya götürmez, içinizin de hazır olması lazım.

Dışınızdaki sizin yaptıkları, sizi olaylarla ve fırsatlarla buluşma anınız için hazırlar; ama buluşmayı gerçekleştiren içinizdeki sizdir.

Siz siz olun hem buluşmayı ayarlayın, hem de buluşmaya hazırlanmaya devam edin. Okula gitmek hazırlıktır, ama gerçek ilerleme içinizdeki sizin değişmesiyle gerçekleşir. Gerçek ilerleme okuduğumuz okulların ya da mevkimizin değil, içimizde kim olduğumuzun yansımasıdır.

15 Mart 2013