6 yaşlarındaydım. Babamın bir cümlesi tüm hayatıma yön verdi: “Ne olursan ol, en iyisi ol!”

Babamın bu cümlesi nedeniyle ben daha o yaşlardan en iyisi olmaya programlanmış bir robot gibi büyüdüm. Okula başladım, sınıfın en iyisi olmaya uğraştım. Oyunlarımızda bile hep en iyisi olmam gerekiyordu çünkü babamın bu cümlesi ile “en iyi olmanın şart” olduğuna, yoksa birşey olamayacağıma inanmıştım. Sonra okul hayatı devam etti ve ben hep en iyisi olmak için hep hırslı oldum. Arkadaşlıklarımda en iyi arkadaş, en iyi evlat, en iyi insan, en iyi vatandaş, en iyi öğrenci, en iyi sevgili olmak için programlanmıştım. Hatta öyle şartlanmıştım ki oldum da. Ve en iyi olmak o kadar doğaldı ki benim için, çabalamama gerek bile kalmadan zaten öyle oluyordu.

Geçenlerde bir stajyerimin bir cümlesine kadar bunu sorgulamam gerektiğini düşünmedim bile. Okul dönem sonu ortalamasını tartışıyorduk. Bana keyifle ve övünerek ortalamasının 3’ün üstünde olduğunu söyledi. Benden iyi bir cümle bekliyordu ancak ben 3,5’un altında hiçbir notu beğenmediğim için biran önce notlarını yükseltmesini söyledim. O da döndü ve bana dedi ki “Steve Jobs mezun bile değil.” Hmmm. Yeni nesil en iyi olmayı o kadar farklı algılıyorki. Sonra yeni nesilden birkaç kişiyle konuştum. En iyi olmak diye bir kavramı yok onların. Onlar HAYATI DENEYİMLEMEK istiyor. Oysa bizim dönemimizde öyle miydi? Hayata tutunmak için en iyi olmak ve aradan sivrilmek gerekliydi. Bir an yeni nesli kıskandım.

Peki artık DNA’larıma işlemiş “en iyi olma” dürtüsünü ne yapacaktım.

En iyi kavramı nedir ki? Bugün hala sivrilmek zorunda olanlar yok mu? Mükemmel olmak nedir?

Evreka!!!… Sorun en iyi olmak ya da mükemmel olmak değil. Aslında herkes hayatta yapabildiğinin en iyisini yapmayı hedeflemeli, potansiyelini kullanmalı. Ancak sorun “en iyi” tanımının kimin tarafından yapıldığı. Benim durumumda en iyinin sınırlarını babam çizmişti. Onun en iyisine ulaşmak zorundaydım. Tabi bu inançla toplumun, komşuların, öğretmenlerin, diğer çocukların, diğer anne babaların, otobüse binen teyze ve amcaların, yani benim dışımda herkesin  “en iyi”sine ulaşmak zorundaydım. Ve elbette bu en iyinin sonu yok. Bugün birisi için en iyi olan yarın diğerinin daha da iyisi ile karşıma çıkacaktı. Öyle de oldu zaten. Tabi bu duruma takdir edilme, kabul görme gibi yan duygular da eklenince, işin içinden çıkmak gerçekten zor. Hele bi de işler hep iyi gitmişse ve sorgulamanız hiç gerekmemişse.

“En iyi” ve “mükemmel” sınırlarını bana herkes çizmişti, bir kişi hariç, ben. Ben başkalarıın en iyisini kabul etmiş gidiyordum. Peki benim en iyim ne? Bana göre mükemmel ne? Ve ben ne istiyorum?

Hangimiz sadece kendisine iyi, mükemmel ve doğru geldiği için ve sadece kendisi istediği için kararlar veriyor? Cevap basit: Sadece henüz zihinleri kirletilmemiş ve toplumun istekleri empoze edilmemiş çocuklar. Yeğenlerim onlara birşey söylediğimde, “Çünkü ben öyle istiyorum.” ya da “Ama bana göre bu doğru.” dediklerinde onlara gerçekten imreniyorum. Bu durumlarda onlara “Aman çocuk işte, çocuk nerden bilecek?” diyoruz ama aslında öocuklar bizim unuttuğumuz çok önemli birşeyi biliyor: Kendisi için en doğru olan kendi istekleri, kendi fikirleri ve kendi duyguları. Çocuklar sadece kendilerine ait duygu ve isteklerin kendi hayatlarını çizmelerine izin veriyorlar.

Sonuçta ben kimsenin en iyisi değil kendi en iyim olmaya karar verdim. Bu hemen olmayacak elbette. Bir de çevrelenmiş olduğumuz ve hep bizden daha iyi bildiğine inandığımız “diğerleri” varken. Ama ben kararlıyım. Ben hayatımın geri kalanını, elimden geldiğince kendi isteklerimi ve kendi en iyimi keşfetmek ve yaşamak için geçireceğim.

Bunu nasıl yapacağım konusunda bana yardımcı olacak çok önemli yol göstericilerim var, henüz 2.5 ve 5.5 yaşında olan yeğenlerim.

Zihinleri henüz büyükler tarafından “formatlanmamış”, büyüklerin doğruları ve istekleri empoze edilmemiş, kendi doğruları bastırılmamış küçük çocukları izleyin ve size o kendi doğrunuzu nasıl seçeceğinizi hatırlatmalarına izin verin.

Ben kimsenin en iyisi olmak zorunda değilim, kendi en iyim benimle ilgili herşeye o kadar yeterli ki!

Kendi yaptıklarınızı ve kararlarını kendiniz onaylıyor ve seviyor musunuz? Hem de hiç şüphe duymadan. Alacağınız bir kazaktan tutun da, yaptığınız bir ödevin hazır olduğuna ya da iş yerinizde hazırladığınız projenin içeriğindeki her satıra kadar. Sabah ne yiyeceğinizden tutun da, yol ayrımında hangi yoldan gideceğinize kadar. Yapmak istediğiniz mesleği seçmekten, kurmak istediğiniz aileyi seçmeye kadar.

Kimseye sormadan ve kimseden onay ya da ‘aferin’ almadan, sonucu ne olursa olsun, kendi kararlarınızı siz kendiniz onaylıyor musunuz? Diğerlerinin fikri elbette alınabilir, diğerlerine bilgiler sorulabilir, araştırma yapılabilir ama sonuç hepsini harmanlayıp kendi kararlarınızı kendiniz veriyor musunuz?

Kendisini duyanlar, diğerlerinin konuştuğunu bile farketmez.

Ne olursan ol, kendi en iyin ol…

15 Mart 2013