Sorunlarımız gerçekten sorun mu? Gerçekten sorunlarımız var mı, yoksa biz onları sorun olarak gördüğümüz için mi sorun halini alıyorlar?

Sorunlarımızla nasıl başa çıkabiliriz? Bakış açımızın önemi nedir?

Aslında tek yapmamız gereken, sorun dediğimiz şeylere “konu” olarak bakmaktır. Çünkü aşılması, değiştirilmesi, çaba gösterilmesi ya da kabul edilmesi gereken konular olarak bakmak herşeyi değiştirecektir.

“Problem/Sorun şu ki..” cümlenizi, “Konu şu ki…” cümlesi ile değiştirme zamanı geldi. Hayatınızdaki “problem”leri hayatınızın içindeki “konu”lar olarak görmeye başlarsanız, değiştirilebilecek ve aşılacak hale gelirler. Ve güzel olan şu ki, siz öyle görmeye başladıkça, “konular”ınızı tek tek aşacak ve hayatınızı adım adım güzelleştirebileceksiniz. Çünkü “konular”ımız, hayatımızda neleri değiştirmemiz, neleri aşmamız, ne konularda kendimizi değiştirmemiz ya da neleri kabul etmemiz gerektiğini bize açıkça işaret eder, yani bize hayatımızın içinde yol gösterir.

Bir marangozun aşağıdaki hikayesi de buna güzel bir örnek:

“Eski çiftlik evini tamir etmesi için tuttuğum marangoz, zorlu çalışmanın ilk gününü tamamlamıştı. Elektrikli testeresi bozulmuş, bir saat kaybetmesine yol açmıştı ve şimdi de eski kamyonu çalışmıyordu. Onu evine götürürken sessizce oturdu. Evine vardığımızda, ailesiyle tanışmam için beni eve davet etti. Sonra ön kapıya doğru yürürken kısa bir süre küçük bir ağacın önünde durdu ve iki eliyle ağaçların dallarına dokundu. Kapı açıldığında çarpıcı bir değişim oldu: güneşten yanmış yüzü kocaman bir gülümsemeyle aydınlandı; iki çocuğuna sarıldı ve karısını öptü. Daha sonra bana arabama kadar eşlik etti. Ağacın yanından geçerken, ona merakla biraz önce ne yaptığını sordum.

― O benim sorun ağacım, diye cevap verdi. Biliyorum ki işte sorunlardan kaçmanın bir yolu yok ama kesin olan bir şey var: Sorunların evin dışında, karımdan ve çocuklarımdan uzakta tutulması gerekiyor. Bu yüzden her akşam eve geldiğimde sorunlarımı bu ağaca asıyorum. Sonra, ertesi sabah onları tekrar alıyorum.

Gülerek devam etti:

― Komik olan şu ki sabah onları almaya gittiğimde, bir önceki gün astığımı hatırladığım kadar fazla olmuyorlar!

Rosario Gomez A. “Ruhu Olan Öyküler”