Geçen gün annem aradı ve çocuk gibi bir heyecanla yıllar sonra ilk defa tekrar sinemaya gittiğini anlattı. Yaklaşık beş altı yıldır sinemaya gidemiyordu, karanlık ve yüksek ses onu rahatsız ediyordu. Ama o hafta sonu ablamla birlikte çok sevdiği sinemaya gidebilmiş ve filmin sonuna kadar içeride kalabilmiş, üstelik de çok keyif almış. Çıkar çıkmaz da beni aradı ve heyecanla sinemaya gidişini ve filmi anlattı. Hep anneler mi çocuklarıyla gurur duyacak, o an ben de annemle gurur duydum. “62 yaşındaki annem bu korkusunu dönüştürebildi. “Demek ki değişimin ve korkularla yüzleşmenin yaşı yok, hadi Şermin, her şeye devam.” dedim kendi kendime. O an annemin kızı olduğum için ne kadar şanslı olduğumu da düşündüm ve kendime de bir pay çıkardım. Ve düşündüm ki annem çok güçlü bir kadın ve ben onun sayesinde güçlü bir kadın olabildim. Sonra “Hayır dedim ben güçlü bir kadın değilim.”. Kimseden bir eksiğim ve bir fazlam yok. Herkes kadarım. Peki o halde ne idi o “güç” sandığım şey? Birbirimize güç vermemiz mi? “Evet evet, biz birbirmize güç veriyoruz.” Sonra düşündüm ve o da değil. En azından benim için değil çünkü ben zaten yaşadıklarımı kimseyle paylaşmadığım ve herkes her şeyi olup bittikten sonra öğrendiği için ben bir şeyler yaşarken bana güç verecek fırsatları da olmaz. E o halde ne? Ve buldum. Evet ben yılmayan, her zaman bir yol ve çözüm bulan ve asla morali bozulmadan hayatın içindeki olayları yaşayan birisiyim. Ama bunun nedeni benim çevremde bana güç veren, akıl veren, destek olan insanlar olduğu için değil. Bunun tek bir nedeni var, çocukluğumdan beri benim çevremde sadece “güçlü” diye tanımlanan insanlar olduğu ve bana bu konuda model oldukları için. Yani annemden güç aldığım için güçlü olmadım, güçlü modeller gördüğüm için çocukluğumdan itibaren hep yılmamayı, her zaman bir yol bulmayı, dibe düşüp ağlamak yerine hep devam etmenin yollarını bulmayı gördüm, bunu öğrendim ve bunu yaptım çünkü çevremdeki herkes öyle yapıyordu ve ben böyle davranmayı öğrendim sadece. Güçlü olmayı ve diğer davranışları öğrenmek bisiklete binmeyi ya da dans etmeyi öğrenmek gibi, ne kadar pratik yaparsan o kadar iyi olursun. Yani hangi davranışın pratiğini yaparsa insan, o davranışı geliştiriyor ve sadece öyle davranmayı bilir hale geliyor. Ben de ne gördüysem kendi hayatımda da onun pratiğini yaptım ve ben böyle davrandıkça “güçlü” oldum, çünkü başka türlü olmayı ve başka türlü davranmayı görmedim, öğrenmedim. Elbette ben çocukken çevremde bir sürü sorunlar oldu, göz yaşları aktı, birçok şey yaşandı, hatta çok fazla şey yaşandı ama ben hiç vazgeçen ve kendini bırakan kişiler görmedim çevremde. Sabaha kadar ağlayıp sabah yepyeni hayata başlama gücü bulan insanlar vardı çevremde ve ben sadece buna şahit oldum, bunu öğrendim. Sonra büyürken de öyle olmayan kişileri seçmedim hayatıma. Ya da bir sebeple seçtiysem bile onlar kendiliğinden elendiler hayatımdan. Doğadaki gibi, doğal seçme ve eleme, işte aynen öyle oldu.

Haliyle bugün biliyorum ki evde çocuklarımızın, işte çalışanlarımızın ve çevremizdekilerin güçlü olmasını ya da herhangi diğer bir davranışı sergilemesini istiyorsak, önce biz “öyle” olmalı ve örnek olmalıyız. Biz o davranışları istikrarlı olarak sergiledikçe, çevremiz de bizimle uyumlu hale gelir zaten. Ebeveynler olarak güçlü çocuklarımız olur, iş hayatında güçlü ekiplerimiz olur ve güçlü arkadaşlarımız olur çünkü davranışlar da bulaşıcı. Sonrasında birbirimize güç vermemize gerek bile kalmaz çünkü zaten bildiğimiz tek davranış o olur.

Ben güçlü müyüm? Hayır! Ben herkesten hiç farklı değilim. Sadece ne gördüysem onu öğrendim ve öyle davranıyorum. Ve sadece biliyorumki üzüm üzüme baka baka kararır, teşekkürler anne, teşekkürler baba.